Birbirine benzeyen düşüncelerin dar koridorlarında, uyanamadığımız bir uykuyu yaşıyoruz. ‘Kafesimizin İçinde’ adını verdiğim bu şiirimde; uyku tanrısı Hypnos’tan ölümün soğuk eli Thanatos’a uzanan o determinist döngüyü ve zihnimizin içine tıkılıp kaldığımız o görünmez hapishaneyi masaya yatırıyorum.
Zaman yolunun kenarında paramparça olan o eski aşkların ve anlamını yitirmiş duyguların gölgesinde; ne kendimizi ne de ‘insanca’ olanı bulabildiğimiz bu karmaşada, aslında kime ait olduğumuzu soruyorum. Gel, anahtarı dışarıda kalmış bir boyutta, kendi yarattığımız bu kafesin içinde sessizce nasıl yok olduğumuzu birlikte keşfedelim. İnsan olduğumuzu unutup, göle varlığımıza “Tanrısal” bir varoluş veriyoruz. İnsan olarak gerçekliğin, bilincin, varoluşun içinde büyük bir gürültüyle tartışıyoruz. Biraz susup öleceğimiz kafesimizin içinden çıkmayı hayal etmeliyiz. İnsanın kafesinin anahtarı 4. bir boyutta erişimize kapalı bir üst gerçeklikte… Yine de her şeyi aşmayı denemeliyiz. Felsefi bir melankoli şiiri okumaya ne dersiniz.
Bu şiir Google Play Kitaplar’da “İnsan Kalmanın Anısı” adlı kitabın içinde. e-Pub formatındaki kitabı satın alarak katkıda bulunabilirsiniz. Kitap için buraya dokunun.
Şiir okurken, Tony Ann’den Sagittarius’u da dinlemelisiniz. Zamanı belleğinizde, beyninizdeki elektrik fırtınalarında hissedin.
Kafesimizin İçinde
Birbirine benzer düşünceler içinde
Yürüyüp duruyoruz,
Yol tutuyor bizi.
Uyku tanrısı Hypnos’un işine bak,
Biz aynı yollarda uyurgezeriz.
Uyanamadığımız bir uykuda,
Belleğimizde işlenmemiş
Çiğ düşüncelerimiz içinde
Thanatos’un eline düşüyoruz.
Ne bir sevgi,
Ne bir aşk var görünürde,
İnsanın duygularına
Uyan bütün parçalar,
Zaman yolunun kenarında paramparça.
Ne bir aşk,
Ne de bir erinç, var yaşantılarımızda.
Sevgisizlik ve kayıtsızlık içinde
Bakınıyoruz yaşama
Uykulu gözlerle,
Bir ölünün gözleri gibidir bakışlarımız,
Bomboş, acı ve kederli…
Anahtarı erişilmeyen bir boyutta bulunan,
İçine tıkandığımız kafesimizde,
Ne kendimizi,
Ne de insanın ürettiği
En yüce yapıtları bulabiliyoruz.
Ve biz
Karmaşa ve çekişmeler içinde yaşayıp,
Anlamsızca hiç de insanca olmayan bir biçimde
Öleceğiz kafesimizin içinde…

